İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Nazar etme ne olur, çalış senin de olur!” Dostluk konulu bir kısa film festivali | Demirhan Aydın

Film festivalleri, sinema ürünlerinin seyirci ile buluşturulduğu kitle organizasyonlarıdır. Kitle organizasyonu olmaları, geniş kitlelerde müşterek görüş yaratma potansiyeline sahip olmaları sonucunu doğurur. 

Ancak daha önemlisi, film festivallerinin sinema endüstrisi içinde kurumsallaşmış halde varlığını sürdüren organizasyonlar olmalarıdır. Bu sayede yapımcılar, yönetmenler, senaristler, bir yandan ürettikleri filmler için tanıtma, gösterme, paylaşma fırsatı buluyor, diğer yandan meslektaşlarıyla iletişime geçme ve böylece kişisel ağlarını geliştirme imkânı elde ediyorlar.

Ülkemizde hemen her mevsimde irili ufaklı pek çok sayıda film festivali düzenleniyor. Ancak bunların pek azı, gördüğümüz kadarıyla kurumsal bir yapıya kavuşup uzun ömürlü olabiliyor. Hangisinin uluslararası küresel sinema ağının bir parçası olduğu sorusu sorulduğunda ise, durum hiç de iç açıcı değil. Maalesef, dünya sinema endüstrisinde itibar kazanmış, tescil edilmiş, verdiği ödüller önemsenen uluslararası bir film festivalinden yoksunuz. 

Festivaller birbirine benzemez

Günümüzde film üretimi konusunda varılan teknolojik gelişme artık kısa filmlerde de hissediliyor. Dijital teknoloji, ticarî yapımlarda olduğu kadar kısa filmciler için de, pek çok kolaylık ve erişilebilirlik imkânı yaratıyor. Bu kolaylıklar, üretim aşamasında olduğu gibi gösterim, dağıtım, tanıtım aşamalarında da geçerli. Kısa filmlerin gösterileceği mecrâlar gitgide çoğaldı, eserlerin katılabileceği sayısız yarışma var. Kısa film yönetmenleri yarışmalara katılmak için seçim yapmak durumunda bile kalıyorlar. 

Film festivallerini birbirinden ayıran birtakım özellikler var. Genellikle hemen hiçbir festivalin karakteri, bir diğerine benzemez. Bu, bir bakıma, film festivallerinin her birinin kendine özgü karakterini de ortaya koyar.

Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali, ülkemizde onlarca benzeri düzenlenen kısa film festivallerinden biri…

Bu sene, 11-13 Aralık 2020 tarihlerinde üçüncü defa düzenlenen etkinlik kapsamındaki tüm film gösterimleri, salgın sebebiyle çevrim içi yapıldı.

Çevrim içi film gösterimleri film izleme pratiklerini çok kısa bir sürede etkiledi. Bu sayede ülkenin her yeri festival mekânı haline gelebiliyor.

Dostluk Film Festivali programındaki filmleri seyretmek isteyenler, festivalin resmî web sitesine girip kayıt olduktan sonra e-postalarına gönderilen şifrelerle site üzerinde filmleri izleme imkânı elde ettiler.

‘Tematik’ bir ‘kısa’ festival

Dostluk Film Festivali’ni diğerlerinden ayıran ana özellik, “tematik” olması. Daha doğrusu, festivalin adında geçen “dostluk” temasını işleyen kısa filmlerin bir araya getirilip yarıştırıldığı bir etkinlik olması.

Tema meselesini güçlendiren esas unsur ise, festivalin Yunus Emre anısına düzenleniyor olduğunun vurgulanması, sanırım. Nitekim, festival yetkilileri, hemen her vesileyle festivalle ilgili yaptıkları açıklamalarda sık sık “Anadolu’da mayalanmış dostluk” temasını ve Yunus Emre’nin adını öne çıkarıyorlar.

Dostluk Film Festivali yetkililerinin iyi niyetlerini sorgulamak haddimiz değil. Ancak ortaya koyulan işi, festival programını takip edip yorumlar getirmek, hadsizlik sayılmamalı.

Evet, bizim gibi festivali takip eden seyirci, Türk kültürünün temel direklerinden biri olan Yunus Emre anısına düzenlendiği ısrarla vurgulanan bu festivalde, en azından onun hâtırasına hürmeten ne gibi filmlerin seçildiğini merak etmemiş midir?

Seyircinin bu merakı acaba tatminkâr şekilde karşılanmış mıdır? 

Merakımızı çeken diğer bir nokta ise, bu festivale destek veren devlet kurumları yetkililerinin, yarışma için seçilen filmlerle dostluk teması etrafında bağlantı olup olmadığı konusunda bir sorgulama yapıp yapmadıkları.

11 Aralık Cuma günü kayıt olup yarışma filmlerini seyrederek festivali takip ediyoruz. Kısa filmle ilgili söylenen genel bir deyim vardır: “Kısa sürede azamî etkiyi yaratmak.” Bu, tez vakitte bir hikâye anlatmanın beceri ve hüner gerektirdiğine de işaret eder. Yarışma filmlerine bir de bu gözle yaklaşıyoruz.

On altı kısa film çeşitli ülkelerden oluşuyor. İran ve Türkiye yapımı kısa filmler daha çok sayıda. Ön Seçici kurul tarafından Türkiye’den altı (biri ortak) yapım, İran’dan ise dört yapım yarışmaya seçilmiş. Kalan altı kısa film ise, diğer ülkelerden. Daha baştan, dereceye girme konusunda iki ülke lehinde avantajlı bir durum oluşturulduğu söylenebilir.

Ödüller

Yarışmaya seçilen filmler, festivalin ana filmleri olduğu için dikkat merkezinde olması kaçınılmaz. Dikkatimizi çeken ilk nokta, yarışmadaki yerli yapımların teknik kalitelerinin başarılı olmalarıydı. İnsan-doğa ilişkilerini verirken belli bir görsel bütünlüğe ulaşan “Tor” ile, sevimli bir şekilde toplumumuzdaki absürtlükleri ortaya koyan “Yağmur, Şnorkel ve Yeşil Fasulyeler”, özellikle belirli bir yönetim becerisiyle ortaya konulmuş yapımlardı. Günün sonunda dereceye girememiş olmaları şaşırtıcı oldu.

Yabancı yapımlardan “Da Yie”, “The Leak”, “My Border, My Forest”, “The American Bull” temaya daha yakın filmlerdi. İran menşeli animasyon “The Red Fire” ise, konu olarak kapsam dışı olmasına rağmen ilginç bir yapımdı.

Dostluk Film Festivali yetkililerinin İran sinemasına ne kadar önem verdikleri anlaşılıyor. 2018 yılındaki ilk festivalde bir İran filmi birinci seçilmiş, Bir sonraki festivalde de bu kez ikincilik ödülü İran yapımı bir kısa filme teslim edilmişti.

İlginçtir, bu yıl da aynısı oldu. Festivalin ilk yarışma filmi olarak gördüğümüz ama bu festivale hangi saikle seçildiğine anlam veremediğimiz altı dakikalık İran filmi, ikinci seçildi. Üstelik filmin dostluk temasıyla uzaktan yakından ilintisi olmadığı halde. Anlaşılan o ki, festival yetkilileri İran filmlerini sürekli gündemde tutmak için özel çaba harcıyorlar.

Festivallerde dereceye girerek ödüle lâyık görülen filmler, ulusal film endüstrileri için de örnek gösterilir. Fevkalâde “teknik üstünlük” veya “içerdiği öz ve espri” bakımlarından veya ikisini birden dengeleyen bir tutumla, “öz-biçim ilişkisinde başarı sağlama” gibi umdelerle eserler değerlendirilir. Bu bakımdan, bitmiş bir festivalin ardından, jürinin kararına karşı saygı duymakla birlikte, festivallerde seçici kurullarca alınan her kararın doğru olarak görülmeyebileceğinin hesaba katılması gerekir. Sinema tarihi, şanlı şöhretli festival jürilerinin bazen taraflı ya da hatalı kararlar da verebildiklerine dair sayısız örneklerle doludur.

Jüriler değerlendirmelerinin sonucunu gerekçeli bir şekilde kamuoyuna bildirir. Bu yöntem, derecelendirmelerin hangi mülahazalarla yapıldığının beyan etmeleri bakımından önemsenir. Çünkü itibarlı festivallerde verilen mükafâtlar, ödül sahipleri için alenî bir yetenek beratı anlamına da gelir.

Görebildiğimiz kadarıyla Dostluk Film Festivalinde böylesi bir hassasiyet hemen hiç gözetilmedi. Ödüller jüri tarafından tartışmayla verildiği söylenmesine rağmen, ne tür mülahazalarla derecelendirmelerin yapıldığına dair beyanda bulunulmadı.

Ödül töreninde jüri başkanı ile bir jüri üyesini görebildik. Azerbaycan’dan ve Yunanistan’dan seçilen iki jüri üyesinden ise hiç haber alınamadı. İki tanınmış yabancı yönetmenin bulunduğu jüriye, Türkiye’den bir görüntü yönetmeni (Vedat Özdemir) başkanlık ediyordu. Üstelik, bu görüntü yönetmeninin, festival başkanı Faysal Soysal’ın son filminde görüntü yönetmeni olarak çalışmış bir kişi olması ise, jüri konusundaki dengesizliğe ayrıca tuz biber eken bir gelişme oldu. 

Yunus Emre’nin ağırlığı altında ezilmek

Dostluk Film Festivali sessiz sedasız başladı, üç gün devam etti ve başladığı gibi sessiz sedasız bitiverdi.

Dostluk Film Festivali, Anadolu’daki dostluk mayasını mayalayan Yunus Emre gibi bir şahsiyetin ağırlığı altında, deyim yerindeyse ezilmiş bir festival izlenimi veriyor. Bu kanaate varmak için yarışma için seçilen on altı kısa filmi seyretmemiz yeterli oldu. Temaya uygunluk bakımından yarışma filmlerinin seçiminde tutarsızlıklar vardı.

Yarışma filmlerinin ötesinde, panorama ve kırk yıllık hatır seçkileri ile özel gösterim çerçevesinde sunulan üç uzun metraj filmi seyrettiğimiz için bu kanaatimiz daha da güçlendi. Buradaki temel problem, festivalin teması ile sunulan yapımlar arasında yakın irtibat kuramamamız oldu.

Esef verici olan ise, devlet kuruluşlarının katkısıyla tertip edilen bir kısa film festivaline, dün Fethi Gemuhluoğlu’nun, Âşık Veysel’in, bugün Yunus Emre’nin, yarınsa kim bilir hangi Türk büyüğünden “festival yüzü” yaratılmak istenmesi.

Halbuki küçük çaplı olsun, geniş boyutlu olsun, kurumsallaşmış film festivallerinde, bu tür atraksiyonlara gerek duyulmaz. Saygın festivaller seyirciye sunduğu programla, içerikle, üstlendiği misyonla önemsenir ve emsallerinden ayrılarak temâyüz eder.

Bir festivalin, üstelik uluslararası bir nitelik taşıyanının kısaydı, uzundu diye bir ayrımı olmaması gerekir. Dostluk Film Festivalinin ne kadar ilgi ve yankı uyandırdığını bilemiyorum. Belki Kültür ve Turizm Bakanlığımız,  festivalle ilgili takip ve değerlendirmede bulunurken seyirci istatistiklerini de hesaba katacaktır.

Dostluk Film Festivali bundan sonra yoluna devam eder mi, ederse nasıl devam eder, bilemiyorum. Ancak devam edecekse de, başka festivallere kem gözle bakmadan, imkânlarını kıskanmadan, daha önemlisi, sinemanın kendi öz gücünden kaynaklanarak yoluna devam etmesi ve tabiî yol sırasında edilen tenkitlere de burun kıvırmaması yerinde olur.