İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir editörün romanın “TEK” sayfasının yüzeysel kritiği/eleştirisi

Yazarın sosyal medyada paylaştığı sayfa
  1. “Tahminlerimde” / Müdür Mitrov’un bir sıkıntı yaşadığına dair “Tahmin” ifadesi yeterlidir.
  2. “Artık” kelimesi zaman zarfıdır ve “oluş sürecinin” tamamlandığını ifade eder. “…bir sıkıntı yaşadığı artık belli olmaya başlamıştı.” Cümlesinde “artık” zaman zarfı yerine “iyice” demek daha uygun düşer.
  3. “Üzerindeki kalın yün gömleğin…” Cümlede ayrıca, “üzerindeki” zarfını kullanmak yersiz. “… Kalın yün gömleğinin…” ifadesi yeterli olurdu.
  4. “… vücudunu basan ateşin hararetini almak…” Gündelik dilde “Ateş bastı” kullanılır. Ateş basması ve hararet farklı durumları ifade eder.  “Hararet almak” için su içmek, çay içmek, ıslak bir havlu yahut mendil kullanılır. “Harareti bastırmak” için yelpaze veya yelpaze gibi yellemeğe uygun bir nesne kullanılır.  Cümle, “… vücudunu saran harareti bastırmak için yelpaze gibi salladı.” olsa daha doğru bir ifade olurdu.
  5. “Rüzgar” yüksek hava basıncı ve alçak hava basıncının yer değiştirmesiyle oluşan doğal bir hava olayıdır. Yelpaze ya da benzer bir nesne ile yapılan eyleme “yelleme” denir. Eylemin sonunda suni bir yel oluşur. Cümlede “Rüzgar” yerine, “yel veya esinti” kullanılması yerinde ve doğru bir tercih olurdu.
  6. “… masanın kenarında ön bahçeye açılan pencereyi…” Cümleden ön bahçeye açılan pencerenin “masanın kenarında” olduğunu mu anlamalıyız. Sakil bir tasvir. Tasvir “masaya yakın” diye ifade edilmeliydi. Masanın kenarına çok yakınlık ifade edilmek isteniyorsa, “çok” zarfı yazara kolaylıkla yardımcı olurdu. 🙂
  7. “… belki de ortaya kusacaktı.” “ortaya” yerine “ortalığa veya orta yere” demek uygun düşerdi.
  8. “Hatta “belki” kısmı çok iyimser bir ifadeydi.” Yazar, henüz kurduğu cümlenin ardından pekiştirici olacağını düşünerek, böyle bir cümle kurmuş olmalı. Henüz kurduğu ifadeyi pekiştirmek maksadıyla tashih etmiş “… ifadeydi.” Yerine “ifade olurdu.” dese daha uygun düşer ve sakil bir kullanıma düşmekten kurtulurdu.
  9. “İşte tam bu esnada “önce” büyük bir gürültüyle öğürdü ancak kusmadı.” “Önce” kelimesi zarftır. “Önce” zarfı kullanılıyorsa, “ardılı” beklenir. Ki, ardılı “kusmaması”. Cümlede kullanılan “önce” gereksiz. “Tashih” kabul etmek yerinde olur.
  10.  “… birkaç derin nefes alıp verdikten sonra…” Birkaç, üç beş gibi ifadeler sayılabilir nesneler ve kişiler için uygun bir kullanım olur.  Birkaç kişi, üç beş adam, üçer beşer ilh. Her şeyde bir kusur arıyor durumuna düşmek istemem. 🙂 Kullanımın sakil olduğunu ifade etmeliyim. Mutlaka kullanılacaksa “defa” zarfı yardımcı olmak için can atardı elbette.  
    “…birkaç derin nefes alıp verdikten sonra…” ifadesi yerine, “… bir süre derin nefes alıp verdikten sonra…” yerinde ve daha doğru olurdu.
  11. “… son 24 saat içinde yediği tüm şeylerle birlikte ağzından dışarı boşaldı.” Bu cümlede anlatım bozukluğu yanında bilgi noksanlığı da var. Yazarın “sanki” edatını kullanması, bilinçli bir “abartma” yaptığını anlamamıza yardımcı olsa da, sindirimin ilk 3-4 saatinde yenilen besinler mideyi terkeder. 24 saat içinde yenilenler “muhtemelen” çoktan vücudu terketmiştir yahut defolunmak üzere kalın bağırsakta sindirimin nihai sürecindedir.  Ayrıca, kusma elbette bir boşalma sayılır. Ancak, kusmanın dehşeti ifade edilmek isteniyorsa “fışkırmak” gibi müstesna ve fiili manasıyla ifade eden bir kelime niçin tercih edilmez? Cümlenin devamında kusmanın niteliği hakkında ayrıca fikir sahibi yapar bizi yazar. Bakınız 12.madde.
  12. “Bu kusmanın büyüklüğü, hadiseye şahit herkesi ürkütmüştü.” Yazar, sindirim sistemi bilgisine aykırı bir abartma sunarsa, kusmanın niteliğini de elbette “büyük” olarak ifade etmek durumunda kalacak.  Yazar kusmayı ne kadar “büyük” olarak nitelerse nitelesin, okuyucusunu ikna etmesi zor. Nasıl büyük kusma sayın yazar?
    Elbette aptal olmayan okuyucu, yazarın kusma “şiddetini” ifade etmeye çalıştığını hemen kapacak.

-BİTTİ-

Önemsiz bir not:
Yazarlığın zor zanaat olduğunu kabul etmeyeniniz yoktur sanıyorum. Maksadım kimseyi rencide etmek değil. Üstelik ben de kusur sahibiyim. Benim de yazılarımda kusurlar oluyor.
Dil bilgim de bir uzman seviyesinde değil.
Yine de elimden geldiğince olası kusurları en aza çekmek için gayret ediyorum.

Bu küçük eleştirinin taşıdığı trajedi, metin yazarının hatırı sayılır bir yayınevinin editörü olması.
Şayet isim benzerliği değil ve aynı kişiyse, bundan 26 yıl önce bir vesileyle tanıştığımızı, sonrasında da hiç karşılaşmadığımızı hatırlıyorum.

Derinlemesine değil, aksine yüzeysel bir okumayla sadece bir sayfada tesbit ettiğim sakil anlatım ve yazım kusurları bu kadar. Romanın bütününün de benzer durumda olduğunu tahmin etmem güç değil.

Bu türden çabaların, öfke şimşeklerini üzerime çekeceğini biliyorum. Niyetimin halis olduğunu söylemeliyim.

Esasen bir diğer amacım, birilerini “kritik/eleştiri” yapmaya yüreklendirmek.
Belki de en doğrusu, eserlerinin kritiğinin yapılmasını isteyen ve buna gönüllü sanatçıların eserleri üzerinde çalışmak. Bunu dileyenler olursa doğrusu beni memnun eder.

Kıymetli yazarın ismi, eseri ve yayınevinin adını yazmayarak “kısmi” bir koruma sağlamayı hedefledim.
Meraklıların ve belki yazarın, bu tenkitden haberdar olma ihtimali yüksek.
Yazarın bu çabamı, edebiyatımızın niteliğinin yükselmesi adına yaptığımı, şahsi olmadığını, onu rencide etmek maksadıyla değil, onu ve öteki yazarları yazarken, daha insafsız eleştirilere maruz kalmayacak bir özenle yazmaya sevk niyetiyle yaptığımı kabul etmesini ve bağışlamasını diliyorum.

Selam ile.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir