İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bu neyin kompleksi? | Mahmut Bıyıklı

“Rüşt ispatını karşı mahallenin,
onayında aramaya başlıyorlar.”
İlhami Atmaca


Karlofça’daki antlaşmadan bu yana üzerimize yapışan yenilgi pskolojisi hala tesirini sürdürüyor.

 “Bizden adam olmaz.” fikrini içselleştiren aydınların bu hastalığı topluma da kabul ettirmeye çalışması sonucu oluşan travmanın etkisi hala geçmiş değil.
Tanzimatın bize en kötü armağanı “aşağılık kompleksi” olmuş, bu kompleks cumhuriyetle kurumsal bir hal almıştır.
Batılılar gibi olmadan aydın olunamayacağına inanan zavallıların yıllar yılı at oynattığı bu memlekette yerli düşünce hep öksüz kalmış sürekli horlanmıştır.
İbn-i Haldun her ne kadar yenilen yenene meyleder dese de bizimki meyletmenin çok ötesinde bir tapınma haline gelmiştir.

Milletimiz ne çekmişse batı tapıcılarından çekmiştir.

Geçmişe, geleceğe, hayata, insana kısacası her şeye oradan bakan, ölçüsünü batının ölçü birimiyle özdeşletiren bazı kafalar rotasını tamamıyla batıya çevirmiş, ayak bastığı toprakların değerler dizgesinden kopmuştur.
Bir batılıdan daha batıcı olacak kadar mankurtlaşan seçkinler için normale dönüş zor görünüyor.

Yüzyıllardır ne batılı olabilmiş ne doğulu kalabilmiş iki arada bir derede kalan büyük topluluk ise hala yönünü arıyor.
Bu yönsüzlük içinde istisnasız bütün kesimler debelenmeye devam ediyor.  

Batıcıların batı kompleksinin yanında muhafazakâr kesimin sol ve Kemalist kılıklı batıcılara karşı kompleksi ilginç bir fotoğraf ortaya çıkarıyor.
Aşağılık kompleksinin de aşağısına düşen bu muhafazakar kompleks, edebiyat dünyasında kendisini bariz bir şekilde gösteriyor.
Oysa ki, kendilerini Kemalist veya Solcu olarak tanımlayan edebiyatçılar savundukları fikirlerin edebiyatını yapmaktan ziyade batıcıların bir uzantısı olmayı tercih etmişlerdir.

Geçenlerde usta edebiyatçı ve akademisyen Abdullah Harmancı üzerinde durulması ve konuşulması gereken bir paylaşımda bulundu.
Kısır tartışmalardan ve yorucu polemiklerden uzak durmasıyla tanınan Harmancı’nın paylaşımı şöyle:

Günümüzde mevcut dört öykü dergisinin üçünü “muhafazakar çevre” çıkartıyor.
Türkiye’de kartlar yeniden karılıyor.
Roller değişiyor.
Entelektüel birikim yükseliyor.

“Muhafazakâr Çevre”nin en büyük sorunu kompleksi ve özgüvensizliği. Kendi “cemaatine” saygı duymaması.”

Paylaşımın altına yapılan yorumlara baktığımızda bazıları muhafazakâr kavramına takılmış. Kavram tartışmaya açık olmakla birlikte kastedilen kesim açıkça anlaşıldığı için onun üzerinde şimdilik durmaya gerek yok. İsteyen İslamî camia da diyebilir.

Uzun yıllardır siyaseten iktidar alanında bulunan bir kesimin edebiyatta bu kadar “ezik” bir tavır içinde bulunması kabul edilebilir bir durum değil.
Maalesef edebiyat dünyasında bu hastalıklı ezikliği yaşayan nice edebiyatçıya üzülerek şahit olduk.
Camianın dergilerinde adına özel dosyalar hazırlansa dahi mutlu olmayan fakat sol cenahın yayınlarında kendisinde bir satır bahsedilmesinin heyecanıyla sabaha kadar heyecandan uyuyamadığını söyleyen şairler tanıdık.

Seküler kesimin yayınevlerinden kitabını çıkarmak için yayınevi kapısında şark dilencisi gibi nöbet tutan dindar edebiyatçılar gördü gözlerimiz.

Varlık Dergisi’nde şiir yayınlatabilmek için, Varlıkçılara şirinlik yapmaya kalkanlardan tutun da, bütün değerlerimize açıktan düşmanlık yapan, gezi kalkışmasını kutsayan 15 Temmuz işgal girişimini alkışlayan solcu kalemler hakkında, sırf onlara hoş görünmek için yazılarında methiyeler düzen, şiirler ithaf eden mütedeyyin şairlerin acınası hallerini defalarca seyretmek zorunda kaldık.

Her yapılan edebî organizasyon “mutlaka soldan da birileri olmalı onlar olursa daha değerli hale gelir, program çok ses getirir.” diyen içindeki eksikliği bir türlü tamamlayamamış ağabeyleri bir türlü ikna edemedik.

Çıkardıkları dergilerde hazırladıkları dosyalarda solcu isimlere sayfa açınca bir anda uluslararası arenada bir başarıya imza atmış gibi sevinen yaşı geçmiş ama ergenliği geçmemiş editörlere tebessüm etmekten kendimizi alamadık.
Yüksek teliflerle çağırdıkları programlarında kendilerine hakaret eden gezici yazarların karşısında süklüm püklüm duran muhafazakâr bürokratları da az görmedik.

Sosyal medya paylaşımlarında iktidarı faşist olmakla suçlayan mesnetsiz hakaretlerde bulunan isimleri gençlerin karşısına rol model olarak çıkaran iktidara mensup yerel yöneticilere kaç kez acıyarak baktık.

Muhafazakârların yönettiği bir belediyenin düzenlediği şiir festivalinde davet edilen solcu şairlerin sarhoş geldikleri programda Peygamber Efendimize dil uzatacak kadar küstahlaştıklarını bile gördük.

 İsimlere baktığımızda hepsinin şiir yıllığı çıkaran kişiler olduğunu festival organizesinde bulunan İslamcı şair abilerin yıllıklarda yer almak için o kişileri davet ettiklerini üzülerek öğrendik.

Edebiyat dünyasındaki aşağılık komplekslerine dair o kadar çok örnek var ki. Hepsini anlatsak  kitap olur. Yazarken bile acı duyduğumuz için daha fazlasından bahsetmek bile istemiyoruz.

Burada kendimizin dışındaki dünyaya kör sağır olmamız gibi bir durumdan bahsetmiyoruz elbette. Vicdan ve adalet duygusunu yitirmemiş ideolojisinin militanı olmayan aklıselim herkesle ortak bir zeminde buluşulabilir.
Ama temel değerlerimize kin ve öfke besleyenleri ülkemizin geçtiği kritik dönemeçlerde gavurun safını tutup memleket düşmanlığı yapanları sıfatları ne olursa olsun baş üstünde taşımak baştaki boşluğun içteki kompleksin bir sonucudur.

Bu davranış Müslüman izzetine yakışmaz. Müslüman edebiyatçı tavır sahibi olmayı da bilmelidir.

Bizimkilerin kompleksine karşı sol kesim özgüven içerisinde ne dergilerinde ne organizasyonlarında hiçbir zaman hiçbir muhafazakâr edebiyatçıyı baş tacı etmemiştir.
Bırakın baş tacı etmeyi kıytırık programlarına bile davet etmemişlerdir. Hazırladıkları öykü özel sayılarında bir elin parmakları kadar bile olsa bizim hikâyecilerimize yer vermemişlerdir.

Çıkardıkları şiir sayılarında Necip Fazıl’dan Sezai Karakoç’tan bahsetmeyi bir lütuf gibi görmüşler geri kalan hiçbir isme değinmemişlerdir.
Buna rağmen bizim edebiyatçılarımızın ezik bir ruh hali içinde sol cenaha şirin görünme çabası artarak devam etmiştir.

Vakt-i zamanında sol camiadan makul isimlerle ortada bir gri alan oluşturabiliriz ve o alanda diyalog zeminini canlı tutabiliriz diyen ağabeylerimiz olmuş bu fikre biz de destek vermiştik.
Fakat gerek gezi kalkışması gerekse 15 Temmuz işgal girişimi gri alanları da ortadan kaldırdı.

Aklıselim bildiğimiz solcu kalemlerin bile bu iki hadisede Türkiye’nin aleyhine beyanatlarda bulunarak nasıl çirkinleştiğini sırf hükümete karşı olmak için terör örgütlerine bile alkış tutacak kadar nasıl çirkefleştiklerini üzüntüyle izledik.

Elbette sol kesimle kılıç kalkan kavgaya girelim demiyoruz. Sadece komplekse girmeyelim, kendimize güvenelim, özgüvenimizi kaybetmeyelim diyoruz.
Edebî sahada isimlerini sıkça zikrettiğimiz öncüler bizlere sadece edebiyatta iyi örnekler sunmamış aynı zamanda duruş sahibi olmayı da öğütlemiş ve hayatları boyunca özgüven aşısında bulunmuşlardır.
Bu yürekten adanmış ve tam inanmış şahsiyetler bizi komplekse düşmemeye çağırarak uyarıcılık ve uyandırıcılık vazifelerini yerine getirmiş ve onlar gibi yaşamadıkça onlar gibi inanmadıkça asla sizi kabullenmezler diyerek ilahi ikazı hatırlatmışlardır.

Bu noktada son yıllarda moda haline gelen kompleksin en dip noktası olarak değerlendirilebilecek mahalle değiştiren kalemlerden de bahsetmek gerek.

Cemil Meriç’in dediği gibi düşmanın putlarını takdis eden, hayranlıklarını benimseyen kişiler de var.

Kendisine başka mahallelerde alan açmak için onlara kendisini kabul ettirmek için içinden çıktığı camianın bütün kutsallarına bir anda sırtını dönen hatta alkış alabilmek reyting artırabilmek okur kitlesini çoğaltmak için hakarete varan özeleştirilerde bulunan tipler de çoğaldı maalesef.

Bu kompleksi Şair İlhami Atmaca bir yazısında çok güzel özetlemiş. Şöyle diyor Atmaca:

Bizim camiada yer bulup, camianın imkânlarıyla yeşerenlerin yüzde doksanı, tabirimi mazur görün; biti kanlanınca başka bir dünyaya savruluyor.
Adam yerine konuldukları, imkânlarından faydalanıp, kaymağıyla beslendikleri yerde mutlu olamıyorlar bir aşamadan sonra.Rüşt ispatını karşı mahallenin olurunda, onayında aramaya başlıyorlar. Oralardan dostlar ediniyorlar, onlara özeniyorlar. Şekilleri şemalleri değişiyor. Keşke sadece şekil-şemaleri değişse, ahlâkları da değişiyor.”

Evet mahalle değiştirenlerin bulundukları yeni çevrenin düşünce kalıplarını yaşam tarzlarını kısa süre içinde içselleştirerek savrulup gitmeleri aşağılık kompleksinin insanı düşürdüğü rezil durumu görmek açısından ibretliktir.

Edebiyatın kurbanları olarak gördüğümüz o isimlere sadece üzülüyoruz.

Bize komplekssiz, meselesi net olan sonuna kadar savunacağı davası milletinin dertlerine dair kaygısı inancının düşmanlarıyla kutlu bir kavgası olan özgüven sahibi edebiyatçılar lazım.
Özgüveni olmayanlar büyük eserler veremez. Batıyı taklit edenlerin batıda da doğuda da hiçbir kıymeti yoktur. Kendi kaynaklarından kopanlar dünyaya özgün bir söz söyleme imkânından kendilerini mahrum eder.
Edebiyatı putlaştırıp nefsine tapan her rüzgârda savrulan yeri ve yönü belli olmayan adamların bu topraklara katacağı hiçbir değer yoktur.

İnandığı bir değeri olmayanların toplum nezdinde zaten bir değeri olmaz.
Edebiyat bir medeniyet savaşının parçası olduğu müddetçe kıymetlidir.

Sanatçı milletinin değerlerine yaslanmalıdır. Gerisi laf-ı güzaftır.

İsimleri çağları aşan büyük edebiyatçıların çoğu inandıkları değerleri yansıtmak için edebiyatı bir araç olarak görmüşler, toplumlarını aydınlatmışlardır.

Dünya çapında nam salmış farklı din mensubu sayısız edebiyatçı kendi dininin öğretilerini edebî eserlerinde ustalıkla işlerken herhangi bir komplekse girmemesi karşısında Müslüman edebiyatçıdan beklenen daha ileriye daha öteye yönelmesidir.

Yoksa baki kalan bu gök kubbede bırakılan boş bir sadanın insanlığa hiçbir faydası olmaz.

Hülâsa, batıya ve batıcılara karşı aşağılık kompleksi taşıyarak kimliğinden geleneğinden kültüründen milletinden kopan edebiyatçılar ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamaz, savrulur gider.

Kendi medeniyetine derin hayranlık duyarak kökleriyle bağını koparmadan batıcılara başkaldıran Müslüman Edebiyatçılar ise milletin gönlünde her zaman saygın yerlerini muhafaza eder.

Ne mutlu duruşunu bozmayanlara ne mutlu her şart altında izzetini koruyanlara.

———-

Not: Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı’nın bu yazısı www.haber7.com’da yayınlanmıştır.
Ve haber7.com’dan izinsiz iktibas edilmiştir. Kaldırılması yönünde bir ikaz gelirse kaldırılacaktır.

Bir yorum

  1. Mustafa İslam Baki Mustafa İslam Baki Aralık 9, 2020

    Abi burada camianın da tenkit edilecek tarafları yok mu? Mesela sanat anlayışı kısır bizim camianın. Onu çizme, bunu yazma, öyle düşünme… e ben senin gibi düşünüp senin paketindeki malzemeyle yazacaksam bu kimin sanatı olacak?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir