İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sizi siz sandım

Sizi siz sandım
Sanımdan bir yılan girdi
Gitti kalbime çöreklendi
Ses uzamlarını yokladı bir kadının
Göz yaşı dökerek okuduğu türküler
Bir yılanın dişlerindeki ağu
Aktı aklımı zehirledi
Siz sandım

Sizi siz sandım, gözlerinize baktım
Gözlerinize baktım bir yalan baktı
Geldi kalbimi yaktı
Sarmaşıklandı, sırnaşıklandı
Çiçeklendi ve soldu
Çağcıl bir etçil parça pincik etti beni
Siz sandım

Soğuk yoksulları varladı
Üşüdü soğuğun kılcalları
Yolcular türküler dinledi yol aktı
Yol aktı geldi kalbime dayandı
Yanık tütün koktu, toz koktu
Türküsüz bütün yolculuklar katıksız
Öyle tatsız ki
Siz sandım

Parmaklarını çıtlatan çocuklar
Çekirdek çıtlatan kargalar
Bit çıtlatan kadınlar savaşta
Yetim çocuklarının başında
Kocaman kanlı bir ağrı
Siz sandım

Çirkin bir kadın türkü okudu
Sesinin güzelliği gitti yüzüne yerleşti
Yarım yamalak yerleşti
İğreti bir çirkinlik mi desem iyi
İğreti olmaz güzellik dedim çünkü
Sözüm gitti kalbime dokundu
Öyle bir dokundu ki
Siz sandım

Gitmediğim ülkeler sırasını beklesin
Gitmediğim şehirler
O kadar yanına sokulduğum Maraş meselâ
Bir davet etmedi beni
Siz sandım

Beni bu kadar yoran
Ne yağmur ne de boran
Üstümden kağnı gibi geçen bulutlar
O geçen bulutlar, ağır su tankerleri gibi
Geçen zahmetsiz bulutları
Nasıl kıyaslayabilirim ırmaklarla
Yataklarında çoşkulu akan ırmakları
Kıyıları yalaya yalaya akan
Kıvrıla kıvrıla akan ırmakları
Gönlüme gömülen ırmakları
Siz sandım

Ben renklerden sarıya meftunum
Bozkır çocuklarının, çöl çocuklarının
Öl çocuklarının teninin rengine
Kız kardeşim sarıkızın sapsarı saçlarının
Güneşin kavuran
Sonbaharda sarartan artan
Sarıya meftun oldum
Siz sandım çoraklaştıran beni

Böğrüme bir hançer usulca saplandı
Siz sandım sızısını
Girdi ve orada öldü

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir