İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Eleştirinin E B’si yahut önce şairler lütfen…

The Poet | Şair | 116cm x 168cm Kanvas üzerine Yağlı boya, Akrilik | Jason Hughes koleksiyonu

Eleştiri kelimesini duyduğunda kasılmayan var mıdır?
Sanmıyorum.

Eleştiri kelimesinin, bu kadar negatif yüklü olmasının sebebi eleştirmenler ve anlayışları.
Suçu kelimeye, fonetik ve hatta semantik yapısına yüklemek kolaycılık olur.

Ben “Kritik” yapmak ya da “Tenkit” demeyi yeğliyorum ancak, bu yazıda “Eleştiri” kelimesini kullanacağım.

Yazarken, okuyucuyla papaz olma duygusu yakamı bırakmıyor hiç.
Bir kavram kullandığımda, sevgili okuyucumun nazik duygularının incinebileceği kaygısı beni kasıyor. Onu, okumak üzere olduğu metinde, ne ile karşılaşacağına dair hazırlamak ihtiyacı hissediyorum ki, böylece bir zemin bulsun muhabbet.
Meselâ, bu yazıda eleştiriden kastettiğim “Edebî eleştirî” ve eleştirinin en sıkıntılı olanı.
Kişilik ve gündelik hayatınızın basit eleştirisi değil yani.

“Edebî eleştirî” diye özelleştirdiğimde rahat nefes aldığınızı farz ediyorum.
Böylece mes’elenin edebiyat adamları ve eserleri merkezinde yol alacağını sanacaksınız.
Hiç de öyle olmayacak.
Edebî eleştirinin merkezine sizi de alacağım.
Edebiyatta okurlar asli muhatap çünkü. Kaçışınız yok.

Edebiyat üzerine birkaç kelâm etmeye kalkıştığımda, hangi edebiyat olduğunu belirtmek ihtiyacı duyuyorum.
Şahsen, ülke edebiyatını herhangi bir kategoriye tabi tutmadan konuşmak istesem de, buna mani bir çok sebep var.

Eleştirinin kriterlerini belirlerken beni objektif ve tarafsız kalmamaya icbar eden sebepler edebiyatın dinamiklerinden kaynaklanmıyor.
Başımıza belâ derin kültürel yarık bu icbarın sebebi.

Bir eleştiri geleneğimizin olmaması da işi zorlaştırıyor elbette.
Şiir, hikaye, roman üzerine konuşurken, işe nereden girişeceğiniz meselesi çetrefilli.

Söz gelişi, Türk şiiri üzerine konuşmaya kalksanız, hangi dönem Türk şiirini kastettiğinize dair tafsilatlı bir girizgâh yapmak durumundasınız.

Geleneksel Türk şiiri deseniz, hangi yüzyıldan bahsettiğiniz mühim. Divan şiirini mi, Halk şiirini mi konuşacaksınız?

Modern Türk şiiri dediğinizde de kolaylaşmıyor işiniz. Tanzimat’tan mı başlayacaksanız, Cumhuriyet ve sonrası mı, yoksa günümüz mü?

Her bir dönemin edebiyat anlayışı ve algısı, edebiyatçı ve edebiyatın talibi olanlar açısından ciddi düzeyde farklılık gösteriyor.

Ülkemizin yazgısının, başka ülkelerin yazgısına benzemeyişiyle alâkalı; edebiyatımızın fazlasıyla özel ve ciddi bir problemi.
Çünkü, hem kültür emperyalizminin daima hedefinde kültürümüz ve geleneğimiz, hem de dahili muarızların.

Edebiyat bir gelenek meselesi.
Eleştiri, geleneksiz bir edebiyata bağlı kalınca polemik de kaçınılmaz oluyor.

Geleneksel İngiliz şiirinden bahsederken, İngiliz diline yüzlerce kelime kazandırmış Shakespeare ile modern İngiliz şairlerinin irtibatını inkâr mümkün olabilir mi?

Dil devrimine ve özellikle sonrasında yapılan tasfiyeciliğe sahip çıkan andavallıların, dil devrimi gibi bir dangalaklığın neye tekabül ettiğinin idrâkine varmadan ahkâm kesiyor oluşları fena halde can sıkıcı.

Eleştiri geleneğinin, solda iyi olduğu nispî olarak kabul görüyorsa da bunun kıymeti üzerinde düşünmek lâzım.

Ortak müktesebatı olmayan, kültür mirasını reddeden ve dolayısıyla geleneği de reddeden anlayışın eleştirisini “Hiç yoktan iyidir.” diyerek kabul etmek düpedüz cahilliktir.

Eleştiri, kritik yahut tenkit… Hangisini tercih ettiğinizin/ettiğimizin önemi yok.
Bu cahilliğe talip olmamakla başlayabiliriz.

Devrimin ve devrimbazların canına okuduğu dilimize ve kelimelerimize ve edebiyatımıza sıla-i rahim yaparak.

Önce şairler lütfen!

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir