İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sezai Karakoç’un ardından

Bahçevan gül dererken, gül kokusuna dönüştü.”

Sezai Karakoç yaşarken, onun için değil, onun üzerinden itibar devşirme çabası gösterenler çok oldu.
Onların bu çabaları da Karakoç’un hanesine yazıldı.
Ancak, Karakoç’u onlardan dinleyenler, yani Karakoç’un şiirleri ve yazılarını tefsir edenleri okuyanlar, Karakoç’u değil, tefsircilerinin vehimlerini okudular ve Karakoç’u anlamanın uzağına düştüler.
Bu kimseye fayda sağlamaz bir çaba.
Tek faydası, Karakoç efsanesini büyütmeye hizmet etmesi.

Sezai Karakoç’a ne dünya ne de ahiret tasavvuru açısından bir yakınlığı olmayanlar bile övgüler düzdüler ardından.
Cins dergisi’nin Karakoç soruşturmasına meselâ Tanıl Bora ve karşı mahalleden üç beş isimden daha görüş alınmış.

Elbette yanılıyor olabilirim, ancak bu zevatların, tek bir Sezai Karakoç makalesi, şiiri okuduklarına dair inancım yok.
Bizim mahalleden ve karşı mahalleden benzer meşreplerin karşılıklı göz kırpması.
Hiç bir mânâsı yok.
Kocaman Sezai Karakoç efsanesi karşısında, ezberden edilmiş sığ cümleler.
Herhangi bir isim için edilebilecek lafazanlık…

Bunu yadırgıyor muyum?
Niçin yadırgayım ki, büyük, efsanevi, mübarek, kutsal, dev, popüler herkes için edilebilir o lâflar.
İster övgü, isterse yergi taşısın, tesir etmeyeceği bir isim Sezai Karakoç.

Bu aşamaya kadar ettiğim kelâmın bir sağlaması olarak şunu söylemek isterim.
Bu dünyadan bir Sezai Karakoç geçti.
Onunla aynı çağda yaşamanın onurundan bahsetmek hoş ancak boş ve abartılı ifadeler.
Herkes için, hepimiz için şunu sormak istiyorum.

Bu dünyadan bir Sezai Karakoç geçti.
Büyük fikir adamıydı, büyük şairdi. Onunla aynı çağda yaşamak onurdu tamam.
Peki, onun zihinlerinize serptiği şiir estetiği, ümmet coğrafyası kederinden payınıza ne düştü?

Yahut, bu dünyadan bir Sezai Karakoç geçti…
Geçti de, şiirleriyle, fikirleriyle, sohbetleriyle ahir ömrünün handiyse sonuna kadar çabalayan Karakoç’tan ne nasip aldınız?
Ve bu nasip nasıl tezahür ediyor bünyenizde?

Ahmet Haşimlerden, Yahya Kemallerden, Necip Fazıllardan, Cahit Zarifoğullarından, Sezai Karakoçlardan, İsmet Özellerden sonra nasıl oluyor da, tenekeden adamların kifayetsiz Türkçeleriyle yazdığı manzumelerin, özlü söz yumurtlayıcılarının çiğ, çiğnenmeyecek zırvalarına itibar eder olundu?

Lüzumundan uzun bu yazıyı, Allah gani gani rahmet eylesin Sezai Karakoç’un vakarına uygun bir lisan ile bitirme gayreti sarfedeyim.

Sezai Karakoç’un şiirinin, fikirlerinin büyüklüğünü konuşmayı bir yana bırakayım. Nasıl olsa tanısın tanımasın herkes onun fikir ve sanat dünyasına övgüler yağdırıyor. Fazlasına gerek yok.

Anadolu’nun taşrasında doğmuş “bir esmer delikanlının” olağanüstü hikâyesi çok çarpıcı.

Karakoç’un ne kadar büyük olduğundan çok, onu büyüten, gönlüne damlayan billur gibi imanın, inancın, mefkûrenin, irfanın izini sürelim.
O izi, Karakoç’un yazılarında, şiirlerinde bulacağınızdan şüpheniz olmasın.
Onu büyüten bizi de büyütür.

Böylece belki, fikir dünyanızda, estetik algınızda ve “peşine düşülecek adam tercihinizdeki tenzilin” idrakına varırsınız.

Sezai Karakoç’a Allah’tan gani gani rahmet diliyorum.

Mekânı Cennet olsun.
Allah bize de hayırlı ölümler nasip etsin.


*Bu yazı Söğüt Edebiyat dergisinin 13.sayısında yayınlanmıştır.

Tenkit kâbil mi?

Mission News Theme by Compete Themes.