İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tenkit kâbil mi?

Fotograf: Florine Stettheimer Henry McBride, Art Critic 1922 Smith College Museum of Art Northampton, Massachusetts 30″ x 26″ Fine Art Giclee Canvas Print (Unframed) Reproduction

“Bizde münekkit yok.”

Sağcısı, solcusu, ilericisi, gericisi, milliyetçisi, sosyalisti, komünisti, nazisi, ırkçısı, ulusalcısı, İslâmcısı, batıcısı, doğucusu, hatta paşacısı her konuda birbirine muhalefet eder ama bu mevzuda yüz yıldır istisnasız ağız birliği eder:
“Bizde münekkit yok.”

Gerçekten de böyle mi? Bizde münekkit yok mu sahiden? İyi ama öyleyse bunun sebebi ne?

Sanatkâr yetiştiren bir cemiyet, nasıl olur da o sanatkârın mahsulüne, dışarıdan ama mümkün mertebe isabetli bir nazarla bakacak yetkinlikteki bir otoriteyi ihmâl eder? Hem sanatkâr yetiştirecek kültürel bir zaviyeye ulaşmış bir cemiyet böyle bir zaafın mahrumiyetini ne kadar devam ettirebilir? Yoksa “Bizde münekkit yok.” tespitini “Bizde sanatkâr yok.”un örtük ifadesi mi addetmeliyiz.

Öyle ya, bırakalım modern zamanları, klâsik devirlerde bile şöyle veya böyle, sistematikleştirilmemiş bir tenkit anlayışı varken, 400 yılı aşkın süre zarfında batılılaşmaya gayret eden, son 200-250 yıllık süre içerisinde de kendine mahsus bütün sanat anlayışlarını terketmiş ve her sanat sahasında tamamen batılılaşmış bir cemiyette münekkidin çık(a)maması, zihni veya hissi eksikliklerle veya tenkit ihtiyacının hissedilmemesiyle yahut ne bileyim, kabiliyet noksanlığıyla izah edilebilir mi?

Kimin Münekkide İhtiyacı Var?

İşin aslını teslim mecburiyetindeyiz: Bu ülkede kimse münekkit istemiyor.

Sanatkâr münekkit istemiyor çünkü eserinin bir tek müspet taraflarının farkedilmesini hedefliyor. Zaaflarını, kusurlarını ve eksikliklerini görmek istemiyor. Eserinden çok daha mütekâmil ben putunun üzerine en ufak bir toz zerresinin bile konmasına hazır değil çünkü. Öyle bir zihni ve hissi hazırlığı da yok zaten.

Bu husus sanat meraklısı için de aynen cari. Her tenkit girişimi için iç tepki hazır: Benim beğendiğim sanatkârın zaaflarına işaret ederek keyfimi kaçırma! Yani bir yeniyetme tavrıyla ebeveynine “Sevgilimle aramıza girme.” diyor adeta. Çünkü bizdeki sanat meraklısı, sanatkârı da, eserini de anlamak ve hissetmek değil, sevmek istiyor. Ev hayvanını sever gibi.

İyi ama arkaplânında esaslı bir idrak gayreti ve hakiki bir hissediş merhalesi barındırmayan böylesi bir sevgi, ne kadar sahici bir sevgidir? Hatta sevgi midir?

Savaşçı veya Şakşakçı

Biz münekkit değil şakşakçı arıyoruz. Yahut da bizim namımıza rakiplerimize haddini bildirecek lejyoner. Münekkidin tenkidindeki isabetsiz ithamlarından değil, isabetli tespitlerinden korkuyoruz asıl. Ve o yüzden sağcısı, solcusu, ilericisi, gericisi, milliyetçisi, sosyalisti, komünisti, nazisi, ırkçısı, ulusalcısı, İslâmcısı, batıcısı, doğucusu, hatta paşacısı şeytandan çok münekkitten korkuyor: aynaya bakmaktan.

Ben ne zaman şu meşhur “Bizde eleştirmen yok.” cümlesini duysam “Oh, ne âlâ. Ettik ettik, gene muvaffak olduk ve yeni bir münekkit adayını, daha doğmadan ana karnında boğduk.” manâsında anlıyorum.

Haksız mıyım?

Haklılık nispetimi, doğduğu günden beri Tenkidat’a yönelik teveccühten de süzebilirsiniz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir