İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yayınevi editörleri ne iş yapar?

Bir kitabı elime aldığımda, ilk sayfasında, hatta; ilk paragrafında bir imlâ hatasıyla karşılaştığım zaman, kitabı elimden bırakıvermek duygusu ağır basıyor.
İçimden o kitabı okumaya devam etmek gelmiyor. Tadım kaçıyor.

İnsanlık hali, gözden kaçabilir elbette üç-beş kelime.
Tadımı kaçıran bir kaç kelime hatası değil. Muhatap olduğum özensizlik.

İmlâ hataları, anlatım bozuklukları can sıkıcı.
Oysa kolaylıkla düzeltilebilir bunlar.

Yayınevlerinin kuruluş tarihinin eski olması, onları muteber kılmaya yetmiyor nazarımda.
Bastıkları kitaplardaki editöryal incelik ve özene dikkat ediyorum.

Lâfı uzatmayım.
Geçenlerde bir hikâye kitabını aldım elime.
Usta bir yazarın hikâye kitabı.
Sevdiğim bir yazar. Çoğunuzun da sevdiğinden şüphem yok. Ağabey dediklerimizden.

Yaşına ve bunca yıllık emeğine hürmeten adını tabii ki, söylemeyeceğim.
Zaten, dikkatli okurların nazarından kaçmayacak ve yayınevinin hangi yayınevi, yazarın kim olduğunu hemen anlayacaklardır.

Yazarımızın hikâyeye giriş cümlesi “Sıcaktan dili dışarı düşmüş bir köpek…” diye başlıyor.
Cümleyi görür görmez keyfim kaçtı tabii olarak.

Buna anlam bozukluğu deyip geçebilir miyiz?
Üstün körü baktığınızda bir sıkıntı yok bu cümlede.

Köpeklerin dilleri sıcaktan dışarı düşmez. Sarkar.
Köpekler, ter bezleri olmadığı için, sıcağın tesiriyle vücutları hararet yaptığında, dillerini sarkıtıp, hızlı soluk alıp vererek serinlemeye çalışırlar.

Lâfı gevelemenin âlemi yok.
Bu düpedüz Türkçe’nin kötü kullanımı. Tasvirin devamı da başarısız.

Her ne kadar tanınmış bir yazarın, sevdiğimiz bir ağabeyimizin hikâyesinden misal verdiysem de; bu yazının muhatabı yazar değil, editörler.

Diyelim ki; yayınevi bir kitabı yayınlamaya karar verdi. Metin gramer hataları, anlatım bozukluklarıyla dolu ve yazar da meşhur biri.
Yazarın tanınmış olması işlerini yapmalarına mani olur mu?
Yoksa, “koskoca yazar böyle yazmış, vardır bir bildiği, biz ondan daha iyisini mi bileceğiz?” diye düşünüp, gerekeni yapmaz yahut müdahale etmeyi göze alamazlar mı?

Tabii olarak, mevzuya bahis olan editör ya da editörlerin hangi saikle davrandıklarını bilmiyorum.

Bildiğim, anlı şanlı bir yayınevinin, anlı şanlı bir yazarının kitabındaki hatalar, üzerinde editöryal çalışma yapılmadığının delili.

Okuyucuya saygısızlık.
Yazarına da saygısızlık da…
 
Bir editör, gördüğü hataları mutlaka düzeltmek mecburiyetindedir?
Bu onun ihmâl edemeyeceği görevidir.
Bu görev, yazarın üslûbuna zevâl getirmeden, metne yeniden şekillendirmeye kadar varır.

Diyelim ki, editör gereken düzenleme ve düzeltmeleri yaptı.
Kitabın yahut metnin yazarı, “Bu ne cürettir! Benim gibi bir yazarın metnine nasıl dokunursunuz siz bre nabekârlar!” deyu, celâllenip fırça mı atar?”

Aklı başında hiçbir yazarın öyle davranacağını sanmıyorum.

En azından, sevdiğimiz bu ağabeyimiz, “Elinize sağlık” der, geçerdi büyük ihtimâlle.

Hikâyelerini içinden geldiği gibi yazan, ne öncesinde, ne de sonrasında üzerinde çalışmadığını, her fırsatta ifade etmiş; bu yönü bilinen yazarımızın, metinlerini gözden geçirmeden olduğu gibi yayınlamak affedilebilir mi?

Başkasını bilmem…
Ben affetmem.

Bir daha ki yazımda, yayınevinin de, yazarın da ismini sarih bir şekilde yazacağım ona göre. 🙂

2 Yorum

  1. Emre Gürbüz Emre Gürbüz Kasım 28, 2020

    Hocam ilk cümleden itibaren bu yazıda da imla hatalarından geçilmiyor. Yazıya hevesle başladım, hayal kırıklığı ile yazıyı okumayı sonlandırdım. Sağlıcakla kalın…

    • İLHAMİ ATMACA İLHAMİ ATMACA Kasım 28, 2020

      Merhaba,
      O halde; imlâ hataları olmayan, mükemmel tenkit yazılarını bekliyorum. Var mı öyle sıkıp kaçmak? 🙂

      **Yorumuna düzeltme:
      Hocam, ilk cümleden itibaren, bu yazı da imlâ hatalarıyla dolu. Yazıyı hevesle okumaya başladım ancak; hayâl kırılığı yaşayarak okumayı sonlandırdım. Sağlıcakla kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir